SÖYLEŞİ · SANATÇI

Ortak Bir Duygunun Peşinde

Resimlerinde kimliklerden çok ortak duyguların izini süren Zari Harat ile üretim sürecini, müziğin resim üzerindeki etkisini ve sanatın insanları birbirine yaklaştırma gücünü konuştuk.

Zari Harat

Zari Harat'ın resimleri aslında atölyede başlamıyor. Bir defterde alınmış kısa bir notta, yolda duyulan bir cümlede ya da hafızada kalan bir görüntüde başlıyor. Aidiyet, hafıza, soyutlama ve insanların birbirini gerçekten görebilmesi üzerine konuştuk.

Sanatçı Zari Harat atölyesinde
Zari Harat, Hamburg'daki atölyesinde.

İşlerinde aidiyet duygusu hep merkezde. Bu hep böyle miydi?

Sanırım ben bu konuyu seçmedim; konu beni seçti. Hayatım farklı kültürler, ülkeler ve yaşam biçimleri arasında geçti. Sürekli hareket halinde büyüyünce insan doğal olarak farklılıklarla değil, ortak noktalarla ilgilenmeye başlıyor.

Resim yapmak da bütün bunları anlamlandırmanın bir yolu oldu. Kimlikleri etiket olarak düşünmüyorum. Daha çok, insanların başkasının hikâyesinde kendilerinden bir parça bulduğu anlarla ilgileniyorum. O anlar çok sessiz oluyor ama bence en güçlü bağlar da orada kuruluyor.

Resimlerin soyut ama aynı zamanda çok kişisel hissettiriyor. Bir resim nasıl başlıyor?

Genellikle çok sıradan bir şeyle. Trende duyduğum bir konuşma, neredeyse unuttuğum bir rüya, gün ışığının bir duvara düşüşü ya da biri farkında olmadan söylediği bir cümle...

Yanımda sürekli küçük defterler taşıyorum çünkü hafızama pek güvenmiyorum. Bana dokunan bir şey olursa hemen not alıyorum ya da küçük bir eskiz yapıyorum. Sonra atölyede bütün o parçalar birbirleriyle konuşmaya başlıyor. İlk anlamlarını yavaş yavaş kaybediyorlar ve bambaşka bir şeye dönüşüyorlar.

Bir resim tamamlandığında artık tek bir anıya ait olmuyor. Daha çok, birçok insanın kendi hayatından tanıyabileceği ortak bir duyguya dönüşüyor.

Müzik üretim sürecinde nasıl bir yer tutuyor?

Neredeyse hiç sessizlikte çalışmıyorum.

Müzik resmin ritmini belirliyor. Fırça darbelerini bazen müzikteki cümleler gibi düşünüyorum; hızlanıyorlar, yavaşlıyorlar, tekrar ediyorlar, kayboluyorlar ve başka bir biçimde geri geliyorlar. Dışarıdan sakin görünen bir resmin içinde bile aslında sürekli bir hareket var.

Renk de benim için benzer şekilde çalışıyor. Renkleri sadece birbirine yakıştıkları için seçmiyorum. Her rengin taşıdığı bir duygu var. Bazen bir resim bana daha fazla değil, daha az renge ihtiyacı olduğunu söylüyor.

İşlerinde iyileşme fikri sık sık karşımıza çıkıyor ama bunu romantikleştirmiyorsun. Senin için iyileşmek ne demek?

Bence iyileşmek zor olan şeyleri unutmak değil. Onlara bakabilmek, onlardan kaçmamak.

Bugün herkes çok hızlı karar veriyor, çok hızlı taraf seçiyor. Sanat ise bize kısa bir duraklama imkânı veriyor. Hemen yargılamak yerine bakmayı, anlamaya çalışmayı öneriyor.

Eğer bir sergiden çıkan biri dünyaya birkaç dakika önce olduğundan biraz daha açık bakıyorsa, benim için resim görevini yerine getirmiş demektir.

Bunca yıldan sonra seni hâlâ üretmeye devam ettiren şey ne?

Merak. Hâlâ resim hakkında tam olarak anlamadığım çok şey olduğunu bilmek hoşuma gidiyor.

Her yeni tuval bana yeniden öğrenci olduğumu hatırlatıyor. Bu bazen zorlayıcı ama aynı zamanda çok özgürleştirici. Çünkü resim benim için hiçbir zaman kesin bir cevap olmadı. Hep devam eden bir sohbet gibi hissettirdi.

Bir de sürprizleri seviyorum. Planlamadığım bir leke, beklemediğim bir renk ya da tesadüfen ortaya çıkan bir doku... Bütün bunlar bana resmin sadece kontrol etmekle ilgili olmadığını hatırlatıyor. Bazen sürece güvenmek gerekiyor.

"En sevdiğim resimler insanlara ne düşünmeleri gerektiğini söylemez. Onlara zaten içlerinde var olan bir şeyi yeniden hatırlatır."
← tüm söyleşiler
Radyo · Şu an canlı